Necip Fazıl'ın Bazı Özellikleri

O yalnızca bir şair değildir. Bununla beraber o, Türkiye toplumunun kendini bulmasında, kendine gelmesinde ve tarihi misyonuna yeniden kavuşmasında, çok şeyi önceden söyleyecek, didinecek ve ses getiren eserler verecek ‘beklenen sanatkâr’dır. 

Kısa sayılabilecek bir ömre olabildiğince çok şey sığdırmaya çalışan velûd (çok eser veren) bir yazar, fikir üreten bir mütefekkir, zamanın ve tarihin şuurunda bir ‘iman ve aksiyon’ adamıdır da. O dediklerini yaşamış, iddia ettiklerini cesurca savunmuş, eserlerini aşmış bir kişiliğin adamı olmuştur. 

Necip Fazıl’ın Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil eseri hakkında bir yazı yazan Ahmed Hamdi Tanpınar onunla ilgili olarak şöyle diyordu: “Eğer o, kendisini şiirin dar nizamına sokmamış olsaydı, ya orduları ufukları dolduracak bir kahraman, ya da daha büyük bir ihtimalle sadece bir deli olurdu...” (Bekir Oğuzbaşaran, Yeni Şafak, 26 Mayıs 2000, Kültür Sayfası)

 Sırf inandığı değerler kendi değerlerine uymadığı, hadi açık söyleyelim, İslâma gönül verdiği, İslâmı yaşadığı ve müslüman milletin değerlerine sahip çıkıp savunduğu için, belli kesimler tarafından görmemezlikten gelinen, dışlanan, unutturulmaya çalışılan, dünyasına yabancı kalınan, hatta düşmanca tavır alınan Necip Fazıl Kısakürek, eserleriyle, sanatıyla, şahsiyetiyle ayakta kalmasını bilen, her kesimden insanın takdirlerini toplamış bir insandır.

Fikirde, sanatta, ahlâkta, estetikte ve aksiyonda sürekli seviyeyi arayan, kaliteli olmaya önem veren biriydi. Hiç bir zaman vasatın altına razı olmazdı. Yaptıkları veya söyledikleri bazılarına göre aşırı gelse de, ucuz şeylere ve basit sevinçlere alıştırılmış bir toplumu yüreklendirmeye çalıştı. O el attığı her alanda, söz söylediği her yerde hep önde oldu, ‘üstad’ diye çağrıldı. Şiirde, hikâyede, tiyatroda, köşe yazarlığında, hitabette, tarih tezlerinde hep tek kaldı, hep önden gitti. Onun hakkında ‘harika’ bir şahsiyet denmesi bu yüzdendir.

Sezai Karakoç onunla ilgili olarak şöyle diyor: “Her şey bittikten, toplum bütünüyle adeta varolma savaşını yitirdikten sonra sessizce toprağa bir tohum düşüyordu. Bu, Necip Fazıl’ın, en genel insan, tabiat ve yaratılış problemlerini derinden derine araştıran ve onun gaybtaki sırlı cevaplarını yakalamaya çalışan şiiriydi. Düşüncede Necip Fazıl’ın çıkışı yine toplumun umut bakımından en beklenmedik anında olmuştur. Onun şiiri ve düşüncesi, çıkışında, doğrudan doğruya insanın, hakikati arama, güzelin, iyi ve doğrunun en taze özlerini ve perspektiflerini ‘ben’in en mahrem varoluş kaygısıyla karşılaştırma atılımından doğmuştur.” (S. Karakaoç, Edebiyet Yazıları 2, s: 52-53)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !